Küçük İskender Sözleri

Burada sizler için 2026 yılı itibarıyla özel olarak derlediğimiz harika Küçük İskender Sözleri sözleri yer almakta. Bu içerik, hem kısa hem de uzun ifadelerle zenginleştirilmiş olup, duygularınızı ifade etmenin en anlamlı yollarını sunuyor. Anlamlı, etkileyici ve güzel sözlerle dolu bu Küçük İskender Sözleri, biyografisozleri.com.tr de bulabileceğiniz sosyal medya paylaşımlarınızı güçlendirecek. Instagram ve WhatsApp gibi platformlarda paylaşarak arkadaşlarınızla duygularınızı en iyi şekilde aktarma fırsatını yakalayabilirsiniz.



Her şeyi geriye saymaktan yorgunum, kaç intiharım varsa o kadar sevgilim var.
En basit yalanları gözüme bakarak söyleyen ahmaklar tanıdım. Bense onların cahil cesaretlerine ve kuş beyinlerine hayrandım.
Evde kedi, köpek beslemekle hayvan sever olunmaz. Hayvan sever dediğin benim gibi koynunda yılan besleyecek…
Seninle ben bir çaydanlık gibiyiz. Ben üst kısmıyım sen alt kısmı. Hani büyüksün ya. Aramızdaki fark ise şu; ben sensiz de demlenirim, ama sen bensiz ancak su kaynatırsın.
Dönerse senindir dönmezse zaten hiç senin olmamıştır diye bir şey yok dönecek. Bir katil olay mahalline mutlaka geri döner.
Aşkı dövmek lazım kalbe terbiyesizlik ettiğinde.
Geri gelmemelisin. Ya olduğun yerde kalmalısın ya da gittiğin yerde. Sen bu hayatta gördüğüm en hoşça kalsın neticede.
Sanma ki adını ağzıma alıyorum diye seni seviyorum. Dudak tiryakiliği benimkisi seni içime çekmiyorum.
Annem sürekli hiçbir şey yemiyorsun, kurudun kaldın deyip duruyor; ben ne kazıklar yiyorum kimse bilmiyor.
Kötü yola düşmüş gecelerden geliyorum. Kusura bakma gözlerim biraz kirli.
Sevgilim beni aldatıyor musun dedi, hayır onu aldatıyorum dedim afalladı.
Bırak şimdi yanaklarımı dudaklarımı gücün yeterse yüreğimden öp beni.
Yolun açık olmasın sevgili. Nasıl olsa önün açık her türlü bulursun sen yolunu.
Kaldır başını aşk belden yukarıda sevgili.
Benim gibisini bulamaz demişsin haklısın senin gibi şerefsizi mumla arasam bulamam.
Git gidebildiğin yere kadar bu liman da kaybettiğim ilk gemi sen değilsin. Ama şunu unutma. Rıhtımda kalanı değil, çekip gideni vurur fırtına.
Suçumu cezama ikiz sayarken hâkim bari beklenmeyen şahit ol sevdama. İdamıma elin boş gelme. Kendinle gel.
Gidiyormuş, ağırlaşır yağmurun iade etmediği karanlık bırak gitsin. Hiçbir caddeye çıkmayacak o sokak artık.
Siz bir kelebeğe tutunuyorsunuz telaşla, onu incitmeden, kelebek telaşla geldiği tırtıla tutunuyor insan bu, azat etmek de gerek korkmayın, unutuluyor.
Kalbim kırık. Dikkat et elini kesmesin.
Ben bir silahım. Ama hiçbir silah yaralamaz insanı, bir başka insan olmadan.
Bir erkeğin en lezzetli yeri başının eti sanırım. Bu kadar kadın yanılıyor olamaz zira.
Telaffuzu zor bir kelime gibi unutacağım seni. Çünkü telafisi yok insanın. Ve insan bir insanla yenileyemez kendini.
Beklemekte olduğun şey, ancak onu beklemeyi unuttuğunda gerçekleşir. Bu, evrenin sen bakarken soyunamıyorum deme şeklidir.
Beni unut diyorsun ya; bu bana imkânsız geliyor. Çünkü seni unutmam için, hatırlamam gerekiyor.
Özne olmayı bırakıp zamir oldum, edat oldum, yüklem oldum. Ama senin gibi, aşk ile ihanet arasına bağlaç olmadım asla.
Gelin arabasının önünü kesen çocuklara verilen zarf gibi, bomboş çıkıyorum sana her ne kadar plakasında mutluyuz yazsa da.
Hiçbir lokantada tek başınıza oturabileceğiniz şekilde dizayn edilmiş masa bulamazsınız, toplum sizi yalnızlıktan kurtarmak için gerekirse ruh sağlığınızla oynar…
Şimdi sen gittin ya, şairin dediği gibi herkesi sana benzetiyorum. Bu da mı o şerefsiz acaba diyorum.
Bırakın bu ayakları. Kaçınız, çırılçıplak bedenler karşısında yalnızca gözlere baktınız. Sorsalar, güya hepiniz âşıktınız.
Ağzı tabanca. Dudakları namlu, sözleri gece mermisi.
Ben zilzurna sarhoş olsam da yaşadıklarımdan çıkarken hesabı ödeyecek kadar ayığım.
Dünyanın en uzun gecesi 21 Aralık değil, beni terk ettiğin gecedir.
Karpuz seçerken gösterdiğimiz özenin yarısını sevgili seçerken de gösterseydik bu kadar kelek aşklar yaşamazdık.
Kusura bakma dünya, biz seninle anlaşamıyoruz. Ya ben sana fazla geliyorum ya da sen benim hayallerime dar geliyorsun.
Telefon rehberimdeki herkesi senin adınla kaydettim. Bütün gün beni arıyorsun, taklitler yapıp sesini değiştiriyorsun. Biliyorum, sen de özledin.
Sevgilim, sevdanın sevdaya ettiğini etmez et, kemiğe.
Kahvenden bir yudum bile almamışsın; korktun mu beni kırk yıl sevmekten.
Sen bir defa olsun seni seviyorum yalanını at; melekler günahını bana yazsın, olur mu?
Gittiğinde. Boş ver dünyanın sonu değil ya. Diyen dostlarıma. Benim dünyamın senden ibaret olduğunu nasıl anlatabilirdim ki.
Yüreği olmayanın kalbimi kırmasına müsaade etmem. Beni bir saniyede unutanı, ben iki saniye ile şereflendirmem.
Sonsuzluk istedim Allahtan. Sanırım s yi biraz sessiz söyledim. Şimdi onsuzum.
Yaptığım şakanın ardından gözlerimin içine bakıp, aşk olsun dediğinde keşke diyebilmek için can atıyordum.
Kalp bu ulan. Yok, öyle bir arkadaşa bakıp çıkmak.
Şimdi aynı bardaktan su içemiyoruz. Ben bunu biliyorum su biliyor bardak biliyor bir sen bilmiyorsun.
Bilirsin beceremem yaşamayı. Bir damla su olsam, gider rakıya damlarım.
Hatırlıyor musun bana armağan ettiğin ilk şarkıyı ölünce sevemezsem seni Ulan hayattayken bile sevmedin ki…
Bana yol vermeyi düşünmeden önce sana verdiğim yolda yürümeyi öğren…
Affedilen vazgeçilendir o, affedildi çünkü ondan vazgeçildi.
Aşk ağır iştir emekli olamazsın sigortası yoktur ikramiye alamazsın yıllık tatil izni verilmez greve kalkıştın mı yersin sopayı her dakika lokavt tehlikesiyle burun burunasındır kaza riski yüksektir amatörce uğraşılır. Aşk ağır iştir. Yol boyunca bunları şoföre dayatamazsın. O uykuya yenilmek üzeredir sen ise rüyaya.
Hiç görüp, dokunup, öpmediğin birine âşık oldun mu? Olsan bilirdin aşkın ne olduğunu.
Kim demiş ki, en büyük aşklar nefretle başlar diye, benim en büyük nefretim bir aşkla başladı.
Buz tutmuş bir ruhum ben. Erirsem geri dönemem.
Kirpiklerini kıskanasım geliyor meselâ; gözlerine benden daha yakın diye.
Artık aramızdaki uzaklıktan şık bir matem giysisi diktirebilirsin kendine. Bir tek hücreni bile istemiyorum. Televizyonumun çekmediği bir kanal gibisin çünkü. Sen git, bambaşka hayatların yatak odalarında sıradan insanların tenlerini süsle.
Offff dedi. Ne oldu? Dedim hiiiiiç, dedi. Her şeyi bırak gel benimle, dedim. Olur mu? Dedi. Topu topu bir tabak fazla koyarız soframıza, dedim. Olmaz, dedi. Neden? Dedim. Aynı tabaktan yeriz, dedi. Bir daha sevdim.
Ben seni çoktan affettim, sen sen sevdanı helal et.
Şimdilerde elimde bir bıçak sevdiğin kadar sevilirsin diyen yalancı şairi arıyorum…
Öyle bir yerin düşünü gördüm ki; insanlar, sabah uyandıklarında hâlâ hayatta olduklarını fark edip, günaydın demeden önce birbirlerini öpüyorlardı.
Senin yaşın aşka tutmuyor sevgilim, lütfen gelme.
Tahterevalliden ilk kim kalkarsa yırtar, öbürünün kıçı yere vurur.
Ağlıyor musun? diye soruyor giderken utanmadan. Yok, yanlış yerden işiyorum aptal.
Bazı kadınların şövalye sandıkları adamların, aslında alüminyum folyo ile kaplanmış denyo olduklarını görmeleri baya zaman alıyor.
Ah o tipine kurban olduğum bir de tipine yakışır bir yürek taşısaydın…
Bugün kitap izledim, film okudum, müzik yedim, yemek dinledim. Aklım sendeydi, hiçbir şeyi doğru yapamadım, şaşkınım.
Normalde 2 gün zar zor giden telefonun şarjı, artık 5 gün gidiyorsa yalnızsındır.
Sağlaması yapılmış bir çarpım gibiyiz sevişmelerden sonra; ikimizden biri sıfır olsa, diğeri ise istediği büyüklükte bir sayı; fark etmeyecek sonuç sıfır.
Aşkı hep iki kişilik diye öğrettiler bize. Peki ya kişilik bozukluğu sonucu mu dahil edildi 3. Kişi, aşk bildiğimiz şeye?
Senden evet cevabı alana kadar kendini yırtan sonra havalara giren canlıya erkek denir.
Toprak olsam üstüme basmayacaksın, hava olsam içine çekmeyeceksin. Öyle düşmansın.
Bu gece alkolle sabahla; ona de ki, ben kanıma kırmızı rengi veren kişiyi kaybettim.
Sıkı sıkı tembihlerler. Unut onu, aklına bile getirme, çıkar kafandan, hafızandan sil. Sanki seven beynimizmiş gibi.
Seni Babilin asma bahçelerinde astım bak bakalım dünyanın kaçıncı harikasısın.
Bir kadın aşka inanmıyorum derken, aslında tek bir şey söylemek istiyordur; hadi beni aşka inandır.
Erkeklerin doğuştan bildiği ana dil. İlgisizce.
Gözümü bağlayıp atsalar sırtımdan itip; yine senin yanına düşerim, yer çekimi değil, yar çekimi.
Yarı yolda bırakmışım. Nankör olma yarı yola kadar getiren benim.
Belki de en sevdiğim sakarlığın, gözlerime takılıp yüreğime düşmendi.
Aşk, bozuk bir pusuladır; seni yanlış bedenlere götürür.
Sigarayı bile kıskanırdım; kalbine giden yollara uğradığı için…
Eğer benim olsaydı sana zaman hediye ederdim. Elimde değil. Ancak şimdi sana koca bir boşluk getiriyorum kucağımda. İçinde saf sözcükler ve dağılmış bir ben olan. Zamanlı zamansız. Tamamen senin. İstediğin gibi doldur. Sevdiğin kadar anla, anladığın kadar sahip ol.
Beni bir öküz sanma sakın sevgili, çünkü sen, o kadar hülyalı bir tren değilsin…
İlla 3. Şahıslar girecekse aramıza. Minik parmakları olan bir kızımız olsun.
Bir insanı kaybetmek istiyorsanız çok sevin, kendiliğinden gider zaten.
Tabiatın güzelliğine bak. Dedim. Ağaçlardan hiçbir şey göremiyorum dedi.
Eros, yaşlandın mı? Okun gideceği yeri göremiyorsun. Ya bir imkânsıza ya da bir hayırsıza denk getiriyorsun.
Bir plak olsam. Zeki Müren çalsam, bozulsam. Aynı yerde takılsam, hep tekrarlasam. Elbet bir gün buluşacağız.
Bana geleceğin günün adını tıp çok önceden koymuş meğer kıl dönmesi.
Uyurken seni izlemek vardı şimdi. Kokunda sarhoş olmak. Seni uyandırmak için can atmak ama kıyamamak.
Benimle oynadın bir tur yükseldin aferin. Şimdi git onunla oyna. Ama yanarsan yine benden başlama.
Sana kemik değil; aşk verdim. Şimdi itlik yapmanın âlemi yok gitme diyorsam gitme.
Ne komünizm ne kapitalizm ne ateizm ne sosyalizm kısmetsizim…
Her aşkta dönme dolaptayım ve kesiliyor elektrik ben en tepedeyken.
O kadar düşledim ki seni sevgili, yitirdin gerçekliğini.
Soğuk ve şekersiz çay gibisin ne içimi ısıtıyorsun ne ağzımda güzel tat bırakıyorsun, sadece uykumu kaçırıyorsun.
Bu aşkın gelirinin yarısını sağır sultana bağışladım, duymazlıktan gelip seni, gitsin kulağını açtırsın, diğer yarısını sana bıraktım, kendine protez aşıklar alırsın.
O kadar güzel unutmuştun ki beni, hatırlatmaya kıyamadım.
Hadi simit satanı anladım, kestane satanı da. Peki ya dost satan, o da mı ekmek parası?
Herkese seni sevmediğimi söylüyorum. Afrikalı bir annenin oğluna ben tokum sen ye demesi kadar basit bir yalan bu.
Her rengin bir kişiliği vardır. Her kişiliğin de bir rengi. Ben senin rengini buldum. Kahpe rengi.
Senin için ölürüm dedi. Benim için zaten öldün dedim. Cesedini alıp çıktı.
Anlamadım ben mi iyileşmemiş yarayım herkes mi keskin bıçak? Sormadım. Sadece kanadım.
Sigarayı bıraksam diyorum tamamen sana başlasam. Sen daha çabuk bitirirsin işimi böyle çok yavaş ölüyorum.
Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır öküzü değil. Neden dönmediğini şimdi anladım.
Sevmek ifade edebilmek kadar ifadeyi unutmamaktır da.
Annem, neyin var? Diyerek böldü sessizliğimi. Ben de gittiğini ve kaybettiğimi söyledim. O da saçlarımı okşayıp; üzülme evladım. Cana geleceğine mala gelsin. Dedi.
Biz ayrı dünyaların insanlarıyız dedi. Aman Allahım. Üzüntüden kahrolacağım. Ben iki dünya olduğunu sanan bir malı mı sevmişim.
Attığın tüm zarlar kaybettirdi bana. Hani sen benim düş eşimdin.
Giderken sana hoşça kal demek istedim ihanetin aklıma geldi hoşt çakal diyebildim.
Meyve vermeyen tek ağaç darağacıdır.
Çek bakışlarını gözlerimden, aşk bu şeytan doldurur.
Ayır bizi hâkim bey. Zaten görücü usulü evlendik. Ne ona sordular bunu alır mısın diye? Ne de bana sordular, Dünyaya gelir misin diye.
Kadınlar mı zeki yoksa erkekler mi diye merak edenler. Havva bir elmayla kandırmış Ademi.
Bir bayanın gözyaşının akmasına sadece soğan değil, bir hıyar da neden olabilir.
Bir silahın şarjöründe tanışan iki soğuk mermi gibi, aynı bedene sıkılan iki el kurşun gibi, katille kurban arasında o birkaç saniyelik telaşla sevmiştim seni.
Erkek olmak doğuştan gelen bir alın yazısı olsa da adam olmak her erkeğe nasip olmuyor.
Duydum ki böbreğinde taş varmış sevgili. Kesin kalbinden düşmüştür.
Seviyorum affet dedi ya, o an insanın sadece ağzıyla gülmediğini anladım.
Okeyde beklenen son taş gibisin. Biliyorum beklemekle gelmezsin. Zaten gelme çünkü sen gelirsen ben biterim.
Bana benden iyisini bulamazsın diyen sevgilim ne gemiler yaktım ben, kıçı kırık bir sandalın lafı mı olur.