Duygulu Sözler

Burada sizler için 2026 yılı itibarıyla özel olarak derlediğimiz harika Duygulu Sözler sözleri yer almakta. Bu içerik, hem kısa hem de uzun ifadelerle zenginleştirilmiş olup, duygularınızı ifade etmenin en anlamlı yollarını sunuyor. Anlamlı, etkileyici ve güzel sözlerle dolu bu Duygulu Sözler, biyografisozleri.com.tr de bulabileceğiniz sosyal medya paylaşımlarınızı güçlendirecek. Instagram ve WhatsApp gibi platformlarda paylaşarak arkadaşlarınızla duygularınızı en iyi şekilde aktarma fırsatını yakalayabilirsiniz.



Ben kalem ucunda o kadar insan öldürdüm ki; hepsinin cesedi mısralarımda ölümsüzleşti.
Ölmek dert değil de, cenazeme gelmişsin kalkıp da alnından öpemiyorum ya işte o koyuyor adama.
Gözlerinin kahvesinden koy ömrüme, 40 yılın hatırına sen kalayım.
Bugün kalpler parçalı umutlu, yer yer görülen ihanet bulutları, göz yağışları şeklinde sel olup akacak. Sıkı sevin üşütmeyin.
Susarım ben! Kelimelerim, sevdiklerimin yüreğinde cümle olmuyorsa eğer.
Sadakat mıydı zamana yenilen. Yoksa zaman mıydı ihanete buyur gel diyen.
Ne ölmek nefessiz kalmaktır ne de yaşamak nefes almaktır. Yaşamak; sevilmeyi hak eden birine yaşamını harcamaktır. Oğuz Atay
Hasretini söküp atmaya kalksam kendimden; yorgun ellerimle ne kadar uzağa fırlatabilirim ki?
Seni sevdiğimi ihbar etmişler ayrılığa. Geçen gün yokluğun gelip teslim aldı beni.
Korkma bana âşık olmaktan ya da bir gün çekip gitmekten. Çünkü kalbimdeki hiç bir cesedi sahipsiz bırakmadım ben!
Bugün günlerden ne? Yoksa sensizlik ertesi mi?
Sevdiğini mertçe seven kişi, pervane gibi közler ateşi. Sevip de yanmaktan korkanın, masal anlatmaktır bütün işi.
Beni yüreklendirecek bir söz söyle; şehrin tutsaklarını salayım kalbimden, beni yüreklendirecek bir söz söyle; kurşunu beynime sıkayım öylesine.
Al sana gökkuşağı, saçına takarsın. Al sana bulut, gözyaşını atarsın. Al sana kalbim, sorun değil sıkılırsan kurşun sıkarsın.
Kapıya gelen çocuklara şeker verir gibi kalbimi vermiştim sana; bu bayram da gelmedin adres çoktu galiba?
Ben ne kadar zilzurna sarhoş olsam da yaşadıklarımdan çıkarken hesabı ödeyecek kadar ayığım.
En soğuk mevsim kış’mış. En soğuk mevsim kış’sa, ‘o’ giderken ben niye donarak ölüyordum, yaz’ın ortasında.
Kimse anlamadı. Bu aşkta yüzde elliye varan indirimli acılar vardı. Peşin gözyaşı ödediğinde, yalnızlığı on iki aya bile bölüyorlardı.
Benim sana sadece kanım kaynıyor Yüreğim mi? O seni sevdi seveli anası ağlıyor.
Öyle bir gittin ki, bakakalmak kaldı bana arkandan. Ne gözümü alabildim, ne göze alabildim.
Aşk oda sıcaklığına göre maddenin üç halini de alabilir. Bağırıp küfrederken katıdır, öpüp kokladığınızda sıvıya dönüşürken, kapıyı çarpıp çıktığınızda ise buharlaşır.
Kabul ediyorum! En büyük hatam, yüzüme gülen herkesi kendim gibi sanmamdı.
Duvardaki yangın düğmesini örten cam parçasıyım. Kurtuluşun olacaksa hiç düşünme, ayakkabının topuğuyla kır beni.
Benim bir şeye ihtiyacım yoktu Her şeyim sendin. Oysaki ben sana yüzümü çevirdiğimde herkese sırtımı dönmüştüm.
Ben senin gibi “treni kaçıran yolcu” edasında değil, “ölen yakınımı uğurlar” gibi yaşarım ayrılıkları.
Sizin bu ayrılık dediğiniz şeyin Türkçe meali neydi? Hayır, siz ağlıyorsunuz da, ben neden ölüyorum!
Bir gece yarısı uyanıp “oh be rüyaymış” diyebilseydim keşke gidişine.
Dilini kalbine yanaştır; dilinle söylediğini kalbinle de söyle. Dikiş tutmuyorsa şayet, söylenmeyi bırak sus.
Sesimi duymamak için direnen kulaklar bari gönlümü dinlesin. Ben susmalıyım ki tüm zor cümleler gönlümü dinleyenlere kalsın. Dilimle konuşmak canımı çok acıttı.
Sen beni sevmedin ya, ben de gidip herkesi sevdim ve herkese böldüm kendimi. Herkese az az düştüm ve kimseye yetmedim.
Yağmur olsan binlerce damla arasında bulur tutardım seni, çünkü korkarım, toprak aldığını vermiyor geri. Cemal Süreyya
Bilirsin günahları yazan melek soldadır. Hatta bundandır kalbin solda olması. Çünkü belki de aşk, yaşanılan en büyük günahtır.
Fark yok ikimizde beyazları giyindik. Sen dünya evine, onun altına. Ben ahiret alemine iki karış toprak altına girdim.
Neyim olursan ol da hayal kırıklığım olma. Orası çok kalabalık… Tanıyamam seni.
Dört yanı hüzünle çevri yara parçasına ‘aşk’ denilirmiş. Yüreğimin coğrafyasına düşünce anladım.
Ne kadar zordur aslında sevip de seviyorum diyememek. Görüp, görmemezlikten gelmek, yaşadığını bilip de benim için öldü demek.
Ben sensizdim! Akşamın yaklaştığı saatlerde… Kahrolursun görme ağladığımı. Başlayan düşü şafakla birlikte dağıtır ansızın her gün batımı.
Ayrılığın resmini çizdim sarı odalara, yüreğimi soğuttum zemheri ayazında. Sonra uzun uzun rüzgârın gülüşünü seyrettim çaresizce. Ve gecenin en koyulaştığı yerde ölümü kucakladım masmavi yüreğimle.
Bir ömür boyu seninleyim desende istemem artık, çünkü sen rüzgârın coşturduğu bir toz bulutusun. Bugün bana esersin yarın eller.
Kimi insan otların, kimi insan balıkların çeşidini bilir. Ben ayrılıkların. Kimi insan ezbere sayar yıldızların adını. Ben hasretlerin.
İşte böyle canım benim galiba kayıp, cennet için cehennemde şafak sayıp, geçiyor günlerim ertesine ertelendik, ruhumdan yüzüme donuk bir mimik.
Hani bir damla gözyaşıma kıyamazdın ya, bu şehir sular altında, sen neredesin.
Bazen ne onunla yapabilirsiniz, ne de onsuz. Ne “terk edebilirsiniz”, ne de yeniden sevebilirsiniz. Sürünüp gidersiniz.
Bir hoşça kala sığdırdı bizi! Yere göğe sığdıramadıklarımız.
Hata bende sevgili aşk diye kapısını çaldığım kalbinin, genel ev çıkacağını nerden bilebilirdim.
Ey Özlenen! Zamanlı zamansız akşamlarda, yitik coğrafyalardan sürgünlerini göçe vurmuş yolcular çalıyorlar kapımı.
Ben kimsenin kollarında ölmek istemiyorum, annemin ayaklarının altına gömün beni, o yeter.
Boş adamın tekisin dedi. İçimde sen yoksun ya ondandır dedim.
Mademki yokluğumla daha mutlusun, o halde yokluk benim bu aşk için büründüğüm son kimlik olsun.
Profesörler bırakın uzun yaşamanın sırlarını. O’nsuz yaşamanın sırlarını bulun.
Kalbime saray inşa etmeye çalışman çok güzel bir davranış. Ama keşke temeli atıp, derince kazdıktan sonra bırakıp gitmeseydin.
Ne halim varsa görmek istiyorum. Çünkü her halim de, sen varsın! Bu nasıl ceza, silmeye çalıştıkça kazınıyorsun aklıma!