Arif Nihat Asya Sözleri

Burada sizler için 2026 yılı itibarıyla özel olarak derlediğimiz harika Arif Nihat Asya Sözleri sözleri yer almakta. Bu içerik, hem kısa hem de uzun ifadelerle zenginleştirilmiş olup, duygularınızı ifade etmenin en anlamlı yollarını sunuyor. Anlamlı, etkileyici ve güzel sözlerle dolu bu Arif Nihat Asya Sözleri, biyografisozleri.com.tr de bulabileceğiniz sosyal medya paylaşımlarınızı güçlendirecek. Instagram ve WhatsApp gibi platformlarda paylaşarak arkadaşlarınızla duygularınızı en iyi şekilde aktarma fırsatını yakalayabilirsiniz.



Bu ülkedeki kavga Türk ile Kürt’ün kavgası değil, hilal ile haçın kavgasıdır. Hilalin altında bir olun çok kalabalık olacağız, göreceksiniz.
Bütün dualarımızda uzun yaşamak isteği var Eni olmazsa bir ömrün, boyu olmuş ne çıkar.
En büyük acı, acıtmaz olmuş zincirlerin acısıdır; köleliği kabul etmenin, başkaldırmaktan vazgeçmenin acısıdır.
Bozkurt’a benzeyenler ve bir günde dev gibi orduları yenenler, destanlarda kalan Bozkurt’un nesi olurlar diye sorana, tarih diyecek: Yavruları!
Bir kuşa yeten yuva iki kuşa da yeter.
Sen hem yaşamak, hem de yaşatmak gücüsün.
Bir saçı okşamaz, bir alnı serinletmez, bir yelkeni şişirmez, bir eteği havalandırmazsın. Neyleyim senin gibi rüzgârı.
Şehit olmayı göze almayan gazi olamaz.
Vazoya saksının farkını sen söyleme, çiçeklerden sor!
Biz, kısık sesleriz. Minareleri ezansız, gökyüzümüzü bayraksız bırakma Allah’ım!
Kulun olarak doğmasaydım, kendiliğimden gelir fahri kulun olurdum Allah’ım!
“Yatsın, diyerek, bari bu akşam, erken!” Annem, bana kumsalda masal söylerken. Bir tatlı hafiflikle açıldım kıyıdan enginlere. Gövdem gemi, ruhum yelken.
Bazen hedefim, görülmedik yerlerdi; Bazen de ağaçlar, “hazırız, çek!” derdi. Bir gün, şu yakın dağları aldım önüme; Bir gün bana şurada dalgalar poz verdi
İnanmak; basamakların çıkamadığı yere kanatlarınla tırmanmaktır.
Artık ne sefer var, ne zafer talibiyim. Mademki şu hür ülkelerin sahibiyim. Lâkin bana söyleyin çocuklar: kendi yurdumda neden böyle misafir gibiyim?
Şayet geceler gebeyse gerçekten ey. Sonsuz gece, bari sen de rüyanı doğur!
Sen benden uzaklaşınca kalsam da yarım. Yaklaşma ki sensiz de bu dünyada varım!
Kimdik o zaman, şimdi kimin kullarıyız! Bir mutluluğun garip yoksullarıyız!
Gözler kalbin aynasıdır. Ama sen yine de gözüne kalbini sorma.
Tekerleri dört köşe bir arabaya bindirdiler bizi, bir gidiştir gidiyoruz.
Düşünüyorum, o halde varım.” demiş Descartes ama Arif Nihat Asya ise “Hayır, yanlış. Düşünülüyorum, o halde varım.” demiştir.
Dostlar, “ne kadar uykucu şeymiş!” demeyin. Rüyası için bekliyorum uykuyu ben!
Sanatkâr halıda gülü dikensiz yapmış ayakların incinmesin diye.
Kalemini bir silah gibi değil, bir kaşık gibi tut yoksa aç kalırsın. Diyordu bir kitabında.
Yaşamaktan mı yorgunum bilmem. Seni günlerce beklemekten mi?
Duvarda bir gedik açmaya bir taşın eskimesi yeter.
Onlar senin esrarına “rüya” derler. Rüyanı hakikatlere kurban etme!
Billur en güzel kahkahasını kırılırken attı.
Nerde o yiğitler ki, gür sesleri ülkeyi bürür, yürü dese, dağlar yürür, dur dese kalpler dururdu.
Ben bir garibim, anlatacak kıssam yok; Tattan, kokudan ve renkten hissem yok! Kaldım yarı çıplak, yarı aç, yollarda: Dünyada benim “gel!” diyecek kimsem yok!
Bu kitabın kaç dakikada okunduğunu bırak, kaç senede yazıldığını düşün!
İçimizden biri köprü olmaya razı olmazsa, kıyamete kadar bu suyun kıyılarını bekleriz.
Işığı önüne al, yürü! Gölgen arkadan ister gelsin, ister gelmesin!